- Uzun zamandır burayı ihmal ettim.
- Bilgisayarım diğer bir miktar eşyayla birlikte Bangkok’ta bir hostelde kilitli. Bahanem bu aslında yazmamak için. “Dokunmatikle yazamıyorum.”
- Phnom Penh’deyim 3 gündür filan. Kamboçya’nın başkenti. Pol Pot’un mna koyduğu şehirlerden biri.
- Şehir oldu mu canım sıkılıveriyor. Bugün Siem Reap’a geri dönüyoruz. Oradan Ko Chang’a geçeceğiz. Yaşasın su kenarları.
- Yola çıkalı epey oldu. 2 ayı geçti. 20 Aralık’ta Bangkok’a konmuştum. Devamını siz hesaplayıverin.
- Gezginlik zor iş. Bi kere her allahın günü kaldığın odadan dışarı çıkmak durumundasın. Şehirde olunca bu sürekli bişiiler yiyip içmek anlamına geliyor. Guesthouse’lar yeterince konforlu olmadığı için soluğu kafelerde barlarda alıyorsun.
- Buraya daha Ko Phangan’ı, Siem Reap’ı, Angkor Wat’ı, sınırdan geçerken yapılması gerekenleri, Sihanoukville’i, Koh Ta Kiev’i, Phnom Penh’i yazmak istiyorum. Bu tembellikle anlaşılan bu işi ancak dönünce yapabileceğim.
- Tembellik dedim de: Dün el falı baktırdım, çok başarılı ve zengin olma potansiyelimin olduğunu ancak tembelliğe düşmemem gerektiğini söyledi adam. Daha doğrusu ingilizce bilmediği için elindeki kitapçıktan gösterdi.
- Şunu iyice anladım ki buralarda hayatta kalmak yüksek morale bağlı. Azıcık sinirin bozuksa ya da kendini iyi hissetmiyorsan sıçtın. O zaman sokaklar canına okuyabiliyor.
- Where are you from? sorusundan az sıkıldım. Şimdiye kadarki tahminlerde İsrailli, İtalyan, İspanyol, Fransız ve hatta Rus bile oldum.
Just favorited Hedonist Jazz - Tuesday Night Surprise by The Hedonist on Mixcloud
1 hour 55 minutes in 1 minute 55 seconds, Haad Rin, Leela Beach
Ko Phangan, sunset
- Havaalanına iner inmez bir sıcak dalgasıyla karşılaşacaksın. Eğer soğuk bir ülkeden geliyorsan, yazlık giysilerini ve terliklerini çantanın kolaylıkla ulaşabileceğin bir kısmına yerleştir. Havaalanı tuvaletinde üzerini değiştir ve güneş gözlüklerini tak.
- Bangkok’ta gürültü patırtı içerisinde uyumak istemiyorsan, adresin Sukhumvit olsun. Sukhumvit bir semt ve özellikle Khao San Road gibi yerlerle karşılaştırıldığında son derece sakin. Hostele benzemeyen bir hostelde kalmak istersen adı HI Sukhumvit. Soi 38’de bulunuyor.
- HI Sukhumvit’in bulunduğu sokak akşamları seyyar yemekçilerle doluyor. Özellikle meyve shake’leri yapan standı ıskalama. Hindistan cevizi suyunu 30 Baht’a içebilirsin. Pesketaryan biri olarak benden çıkacak yemek önerisi karidesli Pad Thai ya da sebzeli pilav olacak elbette. Bir de tatlı olarak mangolu, hindistan cevizli sticky rice denenebilir.
- Bangkok kokular, sesler ve tatlar diyarı olarak özetlenebilir.
- Zaman zaman kokular fena halde rahatsız edici boyutlara ulaşabiliyor. Özellikle domuz ve tavuk kokuları insanı bitirebiliyor. Bir de Çin Mahallesi’nde bolca bulunan kurutulmuş balık ve diğer çeşitli mahlukatın bulunduğu yerlerden uzak durmak lazım. Şöyle bir yöntem de geliştirilebilir: Uzaktan standı gözüne kestir, yaklaşırken nefesini tut, adımlarını hızlandır ve standı geçtikten birkaç adım sonra yeniden nefes almaya başla.
- Siam insanı çok şaşırtabiliyor. Bi ton alışveriş merkezi var burada. Bu alışveriş merkezlerine girmek istemesen bile, üst geçidin yanlış bir yerine girdiğinde kendini içeride bulabilirsin.
- Özellikle MBK adındaki alışveriş merkezi, sanırım dünyanın tüm Kezbanlıklarının toplandığı bölge. Kezbanlık olarak tanımladığım şeyi uzun uzun anlatamayacağım. Ama anlamak o kadar da zor diil sanırım.
- Bangkok’ta çok fazla araba, çok fazla insan ve çok fazla alışveriş merkezi var. Herkesin bi mobil cihazı var ve insanlar genel olarak mutsuz görünüyor.
- Hemen her yere Skytrain ile ulaşmak mümkün. Tuktuk denen araçlar oldukça eğlenceli olabiliyor ancak ziyadesiyle turistikler ve tuktuk sürücülerinin genel olarak adam kazıklamayı seven bir yanı var.
- Khao San Road, güzide bir caddemiz. Bangkok’a gelip de bu caddeye girmeyen herhalde olmuyor. Bu cadde içinizdeki alışveriş canavarını dışarı çıkarmak için ideal. Satıcılar pazarlığa açıklar, zaten size verdikleri ilk fiyat aslında normal fiyatın çok daha üzerinde oluyor. Özellikle bir şeyden birkaç tane alacaksanız, toptan indirim isteyin.
- Taksiyle ulaşım aslında fena bir yol değil. Ancak burada da bir tüyo gerekiyor: Taksicilerin sizinle bir paraya anlaşmasına izin vermeyin, mutlaka taksimetre çalıştırmalarını isteyin. Çalıştırmazlarsa oradan uzaklaşın ve başka bir taksi bekleyin.
- Wat’lara yani tapınaklara girerken giysilere dikkat etmek gerekiyor. Kısa kollu tshirt, şort vs gibi bacakları, kolları açıkta bırakacak giysilerle içeri girilmiyor. Ancak Wat Pho’da bunu dert etmenize gerek yok çünkü kapıda herkese uzun kollu sabahlık benzeri yeşil bir giysi dağıtılıyor. Ayrıca turistler için bedava içme suyu veriyorlar, pek bir düşünceliler. Bizimkiler olsa bütün bu ekstralar için ayrı para isterdi.
- Wat’lardaki heykellere ve hemen her yerde insanın karşısına çıkan minik tapınaklara su, çiçek ve yiyecek gibi şeyler koymak bir Budist adeti. Ancak anlayamadığım şey, bu tapınaklarda sıklıkla gördüğüm Fanta şişeleri. Sanki Buda bir Fanta bağımlısıymış gibi hemen her mini tapınakta içinde bir pipet olan Fanta şişesi görülebilir.
- Bu alemde kimsenin kafasına dokunmayın, ayaklarınızı nereye koyduğunuza dikkat edin, biri size Wai durmadıkça ona Wai durmayın. Wai durmak da çok anlamsız bi tanım oldu, af buyurun.
- Soğukta hepten sersemleşen sivrisinekleri
- Amfi jakının yere değerken çıkardığı sesi
- Geceleri gözkapaklarımın ardından içeri süzülen bilgisayarın “uyku” ışığını
- Çok konuşup hiçbir şey söylemeyenleri
- Serdar Ortaç’ı
- Hayatı hakkındaki en önemli “ayrıntı”ları saklayan insanları
- Rakının, biranın sıcağını
- Cep telefonumun şarj aletinden gelen tiz sesi
- Hâlâ neden üretildiğini merak ettiğim beyaz ampullerle aydınlatılmış mekânları
- “O saçlar” ile başlayan cümleleri
- Gereksiz yere atar yapıp insanın moralini bozan taksicileri
çekilmez buluyorum.
Alanya’da sabah, yok yere bu saatte uyanmak, otel çarşaflarının aşırı hijyenik kokusu ve ilk kez uyunulan bir şehirde yine rüya aleminde maceradan maceraya koşmuş olmak.
Alanya tam bir beton orman, tabii hangi açıdan baktığına bağlı. Gerçekleri görmek isteyenlere kale açısını tavsiye ederim.
Bu o açı değil.
Tarihlerden çok eskiydi. Savaş vardı. Her savaşta olduğu gibi yine kim kiminle savaşıyordu, bilmiyorduk ama tam göbeğindeydik. Savaşmak istemiyorduk. Kaçıp kurtulmaya çalışıyorduk. Beş, altı kişilik küçük bir gruptuk.
Gökyüzü simsiyahtı, tek bir yıldız bile gözükmüyordu. Ufuk kırmızıydı ve arada gri bulutlar her yeri sarıyordu. Patlamaların ardı arkası kesilmiyordu. Yanlış bir kararla arkadaşlarımdan ayrıldım ve düşman gemisindeki yerimi aldım. Gemide düşman birlikleri vardı, her yeri kameralarla donatılmıştı; haliyle kimseye görünmemem gerekiyordu. Güvertede saçma bir yere saklandım, az sonra kötü bir şey olacaktı ve ne olacağına dair en ufak bir fikrim yoktu.
Kalbim ağzımdan fırlayacak gibi çarpıyordu. Geri sayımın ardından gemiden karaya bombardıman başladı. Gökyüzü aydınlandı. Cehennemin neye benzediğini bilmiyorum ama herhalde bunun gibi bir şey olmalıydı. Görüş alanımdaki insanlar saniyeler içinde derilerinden sıyrılıp iskelet halinde yere yığılıyordu.
Bombardımanın ardından gemiden bir şekilde kaçmayı başardım. Karaya çıkıp arkadaşlarımı buldum. Neyse ki, hiçbirine birşey olmamıştı.
Bir araya gelip savaştan uzaklaşmaya çalıştık. Üzerimizdeki üniformaları değiştirdik ve bir hana vardık. Bizi görenlere kim olduğumuza dair farklı yalanlar söyledik. Yalanlarımız bazen birbirini tutmadı. Bizden şüphelendiklerini fark ettiğimiz anda rotamızı değiştirerek başka yöne doğru devam ettik.
Ölmedik ölmemesine ama böyle bir dünyada neden hayatta olduğumuzu sorgularken buldum kendimi. Buna hayat bile denmezdi ki.
Hayat tuhaf
Yazdan kalan


